
Kliniğime başvuran hastalarımın önemli bir kısmı, rutin check-up sırasında tesadüfen yüksek kan şekeri saptanan veya ailesinde şeker hastalığı olduğu için endişe duyan kişilerden oluşmaktadır. “Hocam, annem diyabet hastası, bende de çıkar mı?” veya “Açlık şekerim sınırda çıktı, diyabet miyim?” gibi sorularla sıklıkla karşılaşıyorum.
Diyabetes mellitüs, dünya genelinde en yaygın kronik hastalıklardan biridir ve Türkiye’de her beş yetişkinden biri ya diyabet hastasıdır ya da diyabet öncesi (prediyabet) evresindedir. Bu hastalığın en sinsi yanı, yıllarca hiçbir belirti vermeden sessizce ilerleyebilmesi ve tanı konulduğunda çoğu zaman komplikasyonların çoktan başlamış olmasıdır.
Bu nedenle diyabetes mellitüs için özel tarama muayenesi hayati öneme sahiptir. Erken tanı, sadece hastalığın kontrol altına alınmasını değil, kalp, böbrek, göz ve sinir sistemi gibi hayati organların korunmasını da sağlar.
Diyabetes Mellitüs (DM) Nedir? (Tip 1 ve Tip 2 Ayrımı)
Diyabetes mellitüs nedir sorusunu yanıtlamadan önce, vücudumuzdaki şeker metabolizmasını kısaca açıklamam gerekir. Yediğimiz karbonhidratlı besinler sindirim sisteminde glikoza (kan şekeri) dönüştürülür. Bu glikozun hücrelerimize girip enerji üretebilmesi için pankreas bezinin salgıladığı insülin hormonuna ihtiyaç vardır. İnsülini, hücre kapılarını açan bir anahtar olarak düşünebilirsiniz.
Diyabetes mellitüs, bu mekanizmanın bozulması sonucu kan şekerinin kronik olarak yüksek seyrettiği bir metabolizma hastalığıdır. Ya insülin üretimi yetersizdir ya da üretilen insüline hücreler yanıt vermez. Her iki durumda da glikoz hücrelere giremez ve kanda birikir.
Tip 1 Diyabet, genellikle çocukluk veya genç erişkinlik döneminde başlar. Bağışıklık sistemi, pankreastaki insülin üreten beta hücrelerine saldırır ve yok eder. İnsülin üretimi tamamen veya büyük ölçüde durur. Bu hastalar yaşamak için mutlaka dışarıdan insülin almak zorundadır. Tüm diyabet vakalarının yaklaşık yüzde 5-10’unu oluşturur.
Tip 2 Diyabet, çok daha yaygındır ve tüm diyabet vakalarının yüzde 90-95’ini oluşturur. Genellikle 40 yaş üzerinde başlar, ancak obezite epidemisiyle birlikte artık gençlerde ve hatta çocuklarda bile görülmektedir. Temel sorun, hücrelerin insüline direnç göstermesidir. Pankreas başlangıçta daha fazla insülin üreterek bu direnci aşmaya çalışır, ancak zamanla bu kapasite de tükenir. Genetik yatkınlık ve yaşam tarzı (obezite, hareketsizlik, sağlıksız beslenme) en önemli risk faktörleridir.
Bu iki tip arasındaki ayrımı doğru yapmak, tedavi yaklaşımını belirler. Ozon tedavileri ve diğer tamamlayıcı yaklaşımlar, özellikle Tip 2 diyabette insülin duyarlılığını artırmada destekleyici rol oynayabilir.
Tip 2 Diyabet Tanı Kriterleri Nelerdir? (AKŞ, OGTT ve HbA1c)
Tip 2 diyabet tanı kriterleri, uluslararası kılavuzlar tarafından net olarak belirlenmiştir. Kliniğimde hastalarımı değerlendirirken bu kriterleri titizlikle uyguluyorum. Tanı için kullanılan üç temel test vardır.
Açlık Kan Şekeri (AKŞ) testi, en az 8 saat açlık sonrası sabah alınan kan örneğinde glikoz seviyesinin ölçülmesidir. Normal değer 100 mg/dL altıdır. 100-125 mg/dL arası bozulmuş açlık glukozu (prediyabet) olarak değerlendirilir. 126 mg/dL ve üzeri (iki ayrı ölçümde) diyabet tanısı koydurur.
Oral Glukoz Tolerans Testi (OGTT), açlık kan şekeri alındıktan sonra hastaya 75 gram glikoz içirilerek 2 saat sonra kan şekerinin tekrar ölçülmesidir. Normal değer 140 mg/dL altıdır. 140-199 mg/dL arası bozulmuş glukoz toleransı (prediyabet) olarak değerlendirilir. 200 mg/dL ve üzeri diyabet tanısı koydurur.
HbA1c (Glikozillenmiş Hemoglobin) testi, son 2-3 aydaki ortalama kan şekeri düzeyini yansıtır. Açlık gerektirmez, bu yönüyle pratiktir. Normal değer yüzde 5.7 altıdır. Yüzde 5.7-6.4 arası prediyabet olarak değerlendirilir. Yüzde 6.5 ve üzeri diyabet tanısı koydurur.
Bunlara ek olarak, herhangi bir saatte ölçülen kan şekerinin 200 mg/dL üzerinde olması ve beraberinde klasik diyabet semptomlarının (aşırı susama, sık idrara çıkma, açıklanamayan kilo kaybı) bulunması da tanı koydurur.
Diyabetes Mellitüs İçin Özel Tarama Muayenesi Nasıl Yapılır?
Diyabetes mellitüs için özel tarama muayenesi nasıl yapılır sorusu, hem risk altındaki bireylerin hem de sağlık profesyonellerinin merak ettiği önemli bir konudur. Kliniğimde uyguladığım tarama protokolünü sizlerle paylaşmak istiyorum.
İlk başvurduğumuz yol detaylı anamnez, yani öykü almadır. Hastanın aile, kişisel öyküsü, yaşam tarzı ve mevcut semptomları sorgulanır.
Ardından fiziki muayeneye geçilir. Vücut kitle indeksi (VKİ) hesaplanır, bel çevresi ölçülür, tansiyon ölçülür, ayak muayenesi yapılır ve akantozis nigrikans gibi insülin direnci bulguları araştırılır.
Sın aşama laboratuvar tetkikleridir. Açlık kan şekeri, HbA1c, açlık insülin düzeyi, lipid profili, karaciğer fonksiyon testleri, böbrek fonksiyon testleri ve tam idrar tahlili istenir.
Tüm bu değerlendirmeler sonucunda hastanın normal, prediyabet veya diyabet kategorisinden hangisinde olduğu belirlenir ve buna uygun tedavi veya takip planı oluşturulur.
Z13.1 Diyabetes Mellitüs İçin Özel Tarama Muayenesi Nedir? (Tıbbi Kayıt Önemi)
Z13.1 diyabetes mellitüs için özel tarama muayenesi, uluslararası hastalık sınıflandırma sistemi ICD-10’da yer alan bir koddur. Bu kod, henüz diyabet tanısı almamış ancak risk faktörleri nedeniyle tarama yapılan bireylerin sağlık kayıtlarında kullanılır.
Sağlık sisteminde her işlemin bir kodu vardır ve bu kodlar istatistiksel takip, sigorta işlemleri ve epidemiyolojik çalışmalar için kritik önem taşır. Z13.1 kodu, kişinin hastalık tanısı almadan önce koruyucu sağlık hizmeti aldığını belgeler.
Bu kodun kullanıldığı durumlar şunlardır: Aile öyküsü nedeniyle tarama yapılan bireyler, obezite veya metabolik sendrom nedeniyle tarama yapılanlar, gebelik diyabeti öyküsü olanların postpartum taramaları, 45 yaş üzeri rutin taramalar ve kardiyovasküler risk değerlendirmesi kapsamında yapılan taramalar.
Z13.1 kodunun kullanılması, Türkiye’de Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında tarama testlerinin SGK tarafından karşılanması için de gereklidir. Doğru kodlama, hem hastanın hem de sağlık sisteminin yararınadır.
Kliniğimde her hastanın kayıtlarını titizlikle tutuyorum. Bu kayıtlar, hastanın sağlık geçmişinin izlenmesi ve gelecekteki tedavi kararlarının doğru verilmesi için vazgeçilmezdir.
Kimler Düzenli Diyabet Taraması Yaptırmalı? (Risk Grupları)
Kimler düzenli diyabet taraması yaptırmalı sorusu, koruyucu sağlık hizmetlerinin temelini oluşturur. Tüm yetişkinlerin belirli yaştan sonra taranması önerilmekle birlikte, bazı risk grupları için tarama çok daha erken ve sık yapılmalıdır.
- 45 yaş üzeri tüm bireyler, herhangi bir risk faktörü olmasa bile en az 3 yılda bir taranmalıdır. Bu yaş grubu, Tip 2 diyabet riskinin belirgin şekilde arttığı dönemdir.
- Vücut kitle indeksi 25 ve üzerinde olan kişiler, yani fazla kilolu veya obez bireyler yüksek risk grubundadır. Özellikle karın bölgesinde yağlanma (elma tipi obezite), insülin direnciyle doğrudan ilişkilidir.
- Birinci derece akrabalarında (anne, baba, kardeş) diyabet olan kişilerde genetik yatkınlık nedeniyle risk 2-3 kat artmıştır.
- Gebelik diyabeti (gestasyonel diyabet) öyküsü olan kadınlar, hayatlarının ilerleyen dönemlerinde Tip 2 diyabet geliştirme riski yüksek olan bir gruptur. Bu kadınların doğum sonrası 6-12 haftalarda ve sonrasında düzenli aralıklarla taranması şarttır.
- Polikistik over sendromu (PKOS) tanısı alan kadınlarda insülin direnci çok yaygındır ve diyabet riski artmıştır.
- Hipertansiyon veya kalp damar hastalığı öyküsü olanlar metabolik sendrom bileşenleri açısından değerlendirilmelidir.
- Dislipidemi, yani HDL kolesterolün 35 mg/dL altında veya trigliseridin 250 mg/dL üzerinde olması risk faktörüdür.
- Daha önce prediyabet saptanmış kişiler en az yıllık takip altında olmalıdır.
- Fiziksel olarak inaktif yaşam tarzı sürdürenler de risk grubundadır. Hareketsizlik, insülin direncini artırır.
Bu risk gruplarından birine veya birkaçına dahilseniz, tarama için vakit kaybetmemenizi öneririm. Randevu sayfamızdan değerlendirme için bize ulaşabilirsiniz.
Diyabet Tanısı Konulduktan Sonra Takipte Hangi Testler Yapılır?
Diyabet tanısı konduktan sonra, hastalığın kontrolü ve komplikasyonların erken tespiti için düzenli takip şarttır. Kliniğimde diyabet hastalarıma uyguladığım takip protokolünü paylaşmak istiyorum.
- Kan basıncı ölçümü,
- Kilo takibi,
- Ayak muayenesi (yaralar, nasırlar, duyu kaybı açısından),
- Kan şekeri kayıtlarının değerlendirilmesi yapılır.
Üç ayda bir HbA1c ölçümü yapılır. Bu test, son 2-3 aydaki ortalama kan şekeri kontrolünü gösterir. Hedef değer genellikle yüzde 7 altıdır, ancak hastanın yaşına ve eşlik eden hastalıklarına göre bireyselleştirilir.
Diyabet Tedavisi Başarısında Düzenli Taramaların Rolü
Diyabet tedavisi başarısı, sadece ilaç kullanımına bağlı değildir. Düzenli taramalar ve takipler, tedavi başarısının vazgeçilmez parçasıdır. Bu konunun önemini hastalarıma her fırsatta vurguluyorum.
Düzenli HbA1c takibi, tedavinin etkinliğini objektif olarak değerlendirmemizi sağlar. Bu değer hedefe ulaşamıyorsa, tedavi planını revize etmemiz gerekir. İlaç dozları ayarlanabilir, yeni ilaçlar eklenebilir veya yaşam tarzı müdahaleleri güçlendirilebilir.
Komplikasyon taramaları, sessiz ilerleyen organ hasarlarını erken dönemde yakalamamızı sağlar. Örneğin, idrarda mikroalbuminüri saptanması, diyabetik böbrek hastalığının en erken bulgusudur. Bu aşamada müdahale edilirse, böbrek yetmezliğine ilerleme önlenebilir veya yavaşlatılabilir.
Düzenli takipler, hasta motivasyonunu da artırır. Değerlerdeki iyileşmeyi görmek, hastanın tedaviye uyumunu güçlendirir. Değerlerin kötüleştiğini görmek ise erken müdahale şansı verir.
Tamamlayıcı tedavilerin etkinliğini değerlendirmek için de düzenli taramalar gereklidir. Kliniğimde diyabet hastalarıma uyguladığım ozon tedavileri gibi destekleyici yaklaşımların, insülin duyarlılığı ve genel metabolik kontrol üzerindeki etkilerini takip testleriyle izliyorum.
Tip 1 Diyabet ve Otoimmün Testler
Tip 1 diyabet, otoimmün bir hastalıktır ve tanısında bazı özel testler kullanılır. Her ne kadar kliniğimde daha çok Tip 2 diyabet ve prediyabet hastaları görsem de, Tip 1 diyabetin ayırıcı tanısı önemlidir.
Tip 1 diyabetten şüphelenilen durumlarda istenen otoimmün testler şunlardır:
- Anti-GAD antikorları, beta hücrelerine karşı en sık pozitif bulunan antikordur ve tanıda altın standarttır.
- ICA yani ada hücre antikorları, pankreas adacık hücrelerine karşı oluşan antikorlardır.
- Anti-IA2 antikorları da tanıda kullanılır. IAA yani insülin otoantikorları, özellikle çocuklarda ve insülin tedavisi başlamadan önce değerlidir. ZnT8 (Çinko Taşıyıcı 8) antikorları ise nispeten yeni tanımlanan bir belirteçtir.
- C-peptid düzeyi, endojen insülin üretimini gösteren önemli bir testtir. Tip 1 diyabette C-peptid düşük veya ölçülemez düzeydeyken, Tip 2 diyabetin erken dönemlerinde normal veya yüksek olabilir.
Bazı yetişkinlerde yavaş seyirli Tip 1 diyabet görülebilir. Bu hastalar başlangıçta Tip 2 diyabet gibi görünür ancak aslında otoimmün kaynaklıdır. Doğru tanı, doğru tedavi demektir. Tip 1 diyabet tanısı alan hastalarda diğer otoimmün hastalıklar açısından da tarama yapılması önerilir.
Bozulmuş Açlık Glukozu (BAG) ve Bozulmuş Glukoz Toleransı (BGT) Nedir?
Bozulmuş açlık glukozu ve bozulmuş glukoz toleransı, diyabet öncesi evre olarak tanımlanan prediyabetin iki farklı formudur. Bu kavramları anlamak, diyabeti önleme şansını yakalamak açısından büyük öneme sahiptir.
Bozulmuş Açlık Glukozu (BAG), açlık kan şekerinin 100-125 mg/dL arasında olması durumudur. Bu kişilerde, gece boyunca karaciğerin glikoz üretimini baskılama kapasitesi bozulmuştur. Hepatik insülin direnci ön plandadır.
Bozulmuş Glukoz Toleransı (BGT), OGTT’de 2. saat kan şekerinin 140-199 mg/dL arasında olması durumudur. Bu kişilerde, yemek sonrası kan şekerini düşürme kapasitesi yetersizdir. Kas ve yağ dokusundaki insülin direnci ön plandadır.
Bazı kişilerde her iki durum bir arada bulunabilir (kombine prediyabet). Bu kişilerde diyabete ilerleme riski daha yüksektir.
Kliniğimde prediyabet tanısı alan hastalarıma yoğun yaşam tarzı müdahalesi öneriyorum. Anti-aging tedavileri kapsamında uyguladığımız metabolik destek protokolleri, insülin duyarlılığını artırmada yardımcı olabilir.

Diyabetle Yaşam: Uzun Vadeli Komplikasyonlardan Korunma
Diyabetle yaşam, uzun vadeli komplikasyonlardan korunmayı merkeze alan bir yaşam tarzı benimsemeyi gerektirir. Diyabet, iyi yönetildiğinde kaliteli ve uzun bir yaşam mümkündür. Ancak kötü kontrol, ciddi organ hasarlarına yol açar.
Makrovasküler komplikasyonlar büyük damarları etkiler. Koroner arter hastalığı, serebrovasküler hastalık ve periferik arter hastalığı bu kategoridedir. Diyabet, kardiyovasküler hastalıkların en önemli risk faktörlerinden biridir.
Mikrovasküler komplikasyonlar küçük damarları etkiler. Diyabetik retinopati gözün arka kısmındaki damarları etkiler ve tedavi edilmezse körlüğe yol açabilir. Diyabetik nefropati böbrekleri etkiler ve kronik böbrek yetmezliğine ilerleyebilir. Diyabetik nöropati sinirleri etkiler, ayaklarda uyuşma, yanma, ağrı ve duyu kaybına yol açar.
Diyabetik ayak, nöropati ve damar hastalığının birleşimiyle ortaya çıkan, iyileşmeyen yaralara ve enfeksiyonlara zemin hazırlayan ciddi bir komplikasyondur. Dünyada travma dışı amputasyonların en sık nedenidir.
Bu komplikasyonlardan korunmanın yolu, iyi glisemik kontrol, kan basıncı kontrolü, lipid kontrolü, sigara bırakma, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve düzenli komplikasyon taramalarıdır.
Ağrı tedavileri kapsamında diyabetik nöropatiye bağlı ağrıların yönetiminde de tamamlayıcı yaklaşımlar faydalı olabilir. Ancak en önemli adım, komplikasyonların gelişmesini önlemektir.
Sonuç: Erken Tanı ve Düzenli Takip Hayat Kurtarır
Diyabetes mellitüs, sessiz ama ciddi bir hastalıktır. Yıllarca belirti vermeden ilerleyebilir ve tanı konulduğunda komplikasyonlar çoktan başlamış olabilir. Bu nedenle diyabetes mellitüs için özel tarama muayenesi büyük önem taşır.
Erken tanı, hastalığın kontrol altına alınmasını sağlar. Prediyabet evresinde yakalanan kişilerde, yaşam tarzı değişiklikleriyle diyabete ilerleme önlenebilir. Diyabet tanısı konduktan sonra ise düzenli takip, komplikasyonların erken tespitini ve zamanında müdahaleyi mümkün kılar.
Diyabet, yönetilebilir bir hastalıktır. Doğru tedavi, düzenli takip ve bilinçli bir yaşam tarzıyla diyabet hastalarının uzun, sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmesi mümkündür. Ancak bunun için ilk adım, tarama ve erken tanıdır.
Ailenizde diyabet öyküsü varsa, fazla kiloluysanız veya 45 yaşın üzerindeyseniz, lütfen tarama yaptırmayı ihmal etmeyin. Daha detaylı bilgi almak veya diyabet taraması yaptırmak için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Diyabet taraması için aç mı olmam gerekir?
Açlık kan şekeri testi için en az 8 saat açlık gerekir. HbA1c testi ise açlık gerektirmez, günün herhangi bir saatinde yapılabilir. OGTT için de en az 8 saat açlık şarttır. Randevu alırken hangi testlerin yapılacağını öğrenmeniz, doğru hazırlık yapmanızı sağlar.
Açlık şekerim sınırda çıktı, diyabet miyim?
Açlık kan şekerinin 100-125 mg/dL arasında olması, diyabet değil prediyabet (bozulmuş açlık glukozu) anlamına gelir. Bu durum, diyabete ilerleme riskinin yüksek olduğunu gösterir ancak henüz diyabet tanısı değildir. Yaşam tarzı değişiklikleriyle bu gidişat tersine çevrilebilir.
Ailemde diyabet var, ben de kesin olacak mıyım?
Aile öyküsü riski artırır ancak kesinlik anlamına gelmez. Genetik yatkınlık önemlidir, fakat yaşam tarzı faktörleri de en az genetik kadar belirleyicidir. Sağlıklı kilo, düzenli egzersiz ve dengeli beslenme ile riski önemli ölçüde azaltabilirsiniz.
Diyabet taraması ne sıklıkla yapılmalı?
Risk faktörü olmayan 45 yaş üzeri kişilerde 3 yılda bir tarama yeterlidir. Risk faktörü olanlarda (obezite, aile öyküsü, prediyabet, gebelik diyabeti öyküsü gibi) yıllık tarama önerilir. Prediyabet saptananlarda ise 6 ayda bir kontrol gerekebilir.
HbA1c testinin açlık kan şekerine göre avantajı nedir?
HbA1c açlık gerektirmez, günün herhangi bir saatinde yapılabilir ve son 2-3 aydaki ortalama kan şekeri kontrolünü yansıtır. Anlık dalgalanmalardan etkilenmez. Ancak bazı durumlarda (anemi, hemoglobin varyantları) yanıltıcı sonuçlar verebilir.
Gebelik diyabeti geçirdim, sonra normale döndü. Hâlâ risk altında mıyım?
Evet, gebelik diyabeti öyküsü olan kadınlarda ilerleyen yaşlarda Tip 2 diyabet gelişme riski yedi kata kadar artmıştır. Doğum sonrası 6-12 haftalarda tarama yapılmalı ve sonrasında en az 3 yılda bir düzenli tarama sürdürülmelidir.
Diyabet taraması SGK tarafından karşılanıyor mu?
Evet, risk faktörleri bulunan kişilerde Z13.1 koduyla yapılan diyabet tarama testleri SGK kapsamında karşılanmaktadır. 45 yaş üzeri bireylerde ve diğer risk gruplarında tarama testleri geri ödeme kapsamındadır.
Prediyabet tanısı aldım, ne yapmalıyım?
Prediyabet, diyabete giden yolda kritik bir uyarı işaretidir. Yüzde 5-7 kilo kaybı, haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenme ile diyabete ilerleme yüzde 58 oranında önlenebilir. Düzenli takip de şarttır.
Diyabet taramasında sadece kan şekerine mi bakılır?
Hayır, kapsamlı bir tarama muayenesi kan şekerinin yanı sıra HbA1c, lipid profili, böbrek fonksiyonları, karaciğer fonksiyonları ve idrar tahlilini de içerir. Ayrıca fizik muayene, tansiyon ölçümü ve vücut kitle indeksi değerlendirmesi yapılır.
Ozon tedavisi diyabette faydalı mıdır?
Ozon tedavisi, diyabet tedavisinin temelini oluşturmaz ancak destekleyici bir yaklaşım olarak insülin duyarlılığını artırmada, dolaşımı iyileştirmede ve özellikle diyabetik ayak yaralarının tedavisinde faydalı olabilir. Standart diyabet tedavisinin yerine geçmez, onu tamamlar.